İhracata, üretime herhangi bir katkısı olmayan yığınla dev projeyle, geleceğimiz çalındı, ipotek altına alındı.

Ak Balon Patlarken: Türkiye'nin 15 yılık İnşaat Yatırımları Üzerine

Vade tarihine kadar her yıl ödeyeceğimiz rakamları topladığımızda, üstüne şehir hastanelerinin maliyetini de eklediğimizde, asrın projeleri tam tamına 192 milyar TL ek vergi yükü getirdi.

Ragıp Varol

Maden mühendisi


Türkiye'nin son 15 yılına baktığımızda, özellikle seçim dönemlerinde sürekli gündeme getirilen ve propaganda aracı olarak kullanılan ekonomik gelişmenin/büyümenin itici gücü olarak inşaat sektörünün başı çekmesini artık kimse yadsımıyor. Gerçekten de farklı sektörlerde yapılan projelere baktığımızda inşaat sektöründeki yatırımlar finansal büyüklük, kapasite ve istihdam bakımından açık farkla önde.

Fiilen durum böyleyken, arka planda 'dönenler' pek de umursanmadı. Liberal iç politika söylemleri sayesinde, edinilen 'konfor', kullanılan kaynaklara ilişkin kaygıların önüne geçti. Öyle ki, Menderes dönemindeki Marshall yardımlarından son 15 yılda alınan 350 milyar dolar dış borca kadar gelinen süreçte, bu borçlanmayla her ne yapıldıysa milli bir meseleymişçesine tartıştırıldı. Bu noktada özellikle 1980 sonrası toplum, kodlarına yerleştirilen bireycilik ve kolaycılıkla beraber bu tür projelerin inşasına dair kamuoyu onayında kilit bir rol oynadı. Yolsuzluklar, rüşvet, hibe kol gezerken insanlar market arabalarını kasalara sürdüler ve çekirdekleriyle birlikte televizyonlarının karşısına geçip bankerlerin reklamlarına öykündüler. Kısa yoldan zengin olmanın, köşeyi dönmenin, 'dün dündür bugün bugündür' demenin hesabını yaptılar ve "lüküs hayat" ziyadesiyle ağrısız olduğundan zamanla üretme kaygılarını tamamen yitirerek "modern" tüketicilere dönüştüler.

Böylesi bir ortamda, seçim meydanları, mikrofonlara, ilkelerini ve Türkiye'nin geleceği üzerine fikirlerini bağıranlar yerine, kimin nereye kaç çivi çaktığı üzerinden birbirleriyle ağız dalaşına giren siyasetçilerle doldu.

Sonrasında olanları, bu heyulanın Türkiye'yi getirdiği noktayı bugünlerde en ağır şekliyle yaşıyoruz. Öncülleri gibi, AKP de bu vaatlerini inşaat yatırımlarıyla gerçekleştirme yöntemini uyguladığından, sürecin ekonomik açıdan rasyonel bir analizini yapmak adına, her biri incelemeye değerdir.

Ne yapıldı, nasıl yapıldı?

Farazi bir tartışma yapmadan, doğrudan rakamların diliyle konuşmak gerekirse, AKP döneminde yapılan dört büyük yatırımı ele alabiliriz: Zafer Havalimanı, Avrasya Tüneli, Osmangazi Köprüsü ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü.

Buradaki dört projenin ortak özellikleri, yap-işlet-devret modeliyle yapılması, dış kredi kullanılması ve geri ödemesine ipotek olarak kapasite garantileri verilmesi, her birinin AKP propagandası adına yoğun şekilde kullanılması ve inşaat ihalelerinin adlarını zamanla sıkça duyduğumuz belli başlı şirketlere verilmesidir. Bir not olarak eklemek gerekirse, yakın zamanda gündeme gelen şehir hastaneleri, bunların dışında karayolu, toplu konut, iş kuleleri gibi yatırımlarda da tablo yukarıdakinden çok da farklı değildir.

Yap-işlet-devret modeli, ilk ortaya atıldığında hazinenin yükünü belli oranda hafifletmişti. Amacı kamu kurumlarını büyük projelerin ilk yatırım maliyetlerinden kurtarmak, özel sektörü teşvik etmek, yabancı sermayeyi çağırmak ve kazan-kazan ilişkisi kurmaktı. Ancak görüldüğü gibi kendi içinde de çelişen amaçları, sonuçlara da gözle görülür düzeyde hazin şekilde yansıdı. Çünkü yatırım maliyetinden kurtulan kamu, serbest piyasa uygulanınca işletme maliyetinin altında ezildi. Böyle olunca özel sektör işletmecilik düsturu gereği nitelikten çok niceliğe yöneldi, sürümden kazanma yoluna gitti. Yabancı sermaye de dolar kuru yükseldikçe kendini emniyetli alana çekerek vadesinde ödenmeyen alacaklarının peşine düştü. Sonuç olarak, öz kaynaklarımızı katma değere çevirmek şöyle dursun, elimizdekini de inşaatı bitmemiş üçüncü havalimanına ve geçmediğimiz köprülere yatırmış olduk.

Yapılan bir büyük hata da –iyi niyetle söyleyelim- verilen kullanım garantilerinin rasyonel olmamasıdır. Genel olarak karayolu projelerinde işin büyüklüğü hesaplanırken birim zamanda geçecek araç sayısı referans alınır ve yapılacak imalatın kapasitesi buna göre belirlenir. Daha sonra eğer müteahhit firmaya geçiş garantisi verilecekse, bu veriler üzerinden değerlendirme yapılır. Aksi durumda ya ihtiyacı karşılayamayan, ya da ihtiyaca fazla gelen bir iş yaparsınız. Yukarıda örneğini verdiğimiz dört büyük projenin de ortak özelliği, ikincisidir. Yani taşıyacakları kapasite, mevcuttan en az iki kat yüksektir. Dolayısıyla, yatırım ve işletme maliyetleri de iki kat arttığından, verilen geçiş garantisi gerçekçi değildir ve rant gayesi belirgindir.

Dış kredi kullanımı, konu özelinde ortaya çıkardığı sonuçlar bakımından son derece önemli ve meselenin ana gövdesini oluşturuyor. Şöyle düşünelim; 100 küsur milyar dolar dış borcu olan ve üretimden yarattığı katma değer bunu karşılamayan bir ülke, zaruri olarak ekonomi politikasını ikincisini arttırmaya odaklar. Tabi borcunu tamamen kapatmak istiyorsa. Aksi durumda, ne yaparsanız yapın o borç artacak, zamanla astronomik seviyelere ulaşacaktır. Dolayısıyla, devlet -özel sektörün teşvikiyle veya kendisi- mutlaka ve mutlaka bütün yatırımlarını buraya yapmalıdır. Siyasi dile pelesenk edilmiş "fabrika kurmak" tabiri şaka falan değildir, sistemin bugünkü krizini aşması adına olmazsa olmaz bir ihtiyacıdır. Bu bakımdan, eğer bu borca ek olarak yeni bir dış kredi kullanılacaksa, böylesi yatırımlara yönlendirilmelidir.

Yapılan işte bunun tam tersiydi. Acil ihtiyacımız olmayan köprülere, konuta, alışveriş ve ticaret binalarına siyasi propaganda için Türkiye'nin toplam dış borcunun üç katı kadar para gömüldü ve tamamı krediydi. Hal böyle olunca, ihracata, üretime herhangi bir katkısı olmayan yığınla dev projeyle, geleceğimiz çalındı, ipotek altına alındı. Dengesiz sanayileşmeyi dengesiz borçlanma ve ölü yatırımlar izleyince, kendi öz gücünü tamamen yitiren ülkemiz, kamu kurumlarını da teker teker elinden çıkararak tamamen dünya piyasasının otobüs durağı haline geldi.

Asrın projelerinin halka maliyeti

Aslında tabloda yazıyor. Vade tarihine kadar her yıl ödeyeceğimiz rakamları topladığımızda, üstüne şehir hastanelerinin maliyetini de eklediğimizde, asrın projeleri bize tam tamına 192 milyar TL vergi yükü bindirmiş durumda. Elbette bu rakam, üretimden ve tarımdan kayıplar göz önüne alındığında fena halde can sıkıcı oluyor.

Projelerin maliyetlerine bakıldığında, izlenen yöntemin verdiği açıklar daha da belirginleşiyor. Somutlaştırmak gerekirse, Osmangazi Köprüsü 10 milyar liraya, Yavuz Sultan Selim Köprüsü 8,5 milyar liraya, Avrasya tüneli 5,8 milyar liraya, şehir hastaneleri 17,1 milyar liraya, Zafer Havalimanı ve bunların bağlantı yolları toplamda aşağı yukarı 41 milyar liraya inşa edildi. Bu şu demek; eğer devlet bu projeleri kendi gücüyle yapsaydı bizi 150 milyar lira ek yükten kurtarmış olacaktı.

Toparlarsak, asrın projeleri, sunulduğu gibi gerçekten Türkiye'nin 15 yıl boyunca gelişmesinin ve güçlenmesinin bir sonucu olsaydı, bugün böyle bir dış borcumuz olmazdı. Önümüzdeki 30 yıl boyunca -ülkeyi yöneteceklerin kimliğinden bağımsız olarak- ödenmek üzere 350 milyar TL, mevcut statükonun siyasi ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılmasaydı, başka bir deyişle, Türkiye'yi kalkındırmak adına Türkiye'nin emeğiyle inşa edilen dev yapıların sefasını süren ve rantını cebine indiren zümre ve onun ekonomik çıkarları bu denli her şeyin üzerinde tutulmasaydı, yakın gelecek hakkında olumlu şeyler konuşmak mümkün olurdu.

Halka kendilerince dünya devi bir ülke vadedip arka planda emperyalizme reverans verenler bu işte bu denli ustalaşmasaydı, bizzat verdikleri imtiyazların ucu bucağı belli değilken bugün doların yükselip durmasını dış güçlerin oyununa bağlamaktan hiç değilse utanırlardı. Bütün bu ahvalde, sürüklendiğimiz felaketin ekonomik tarifinin aşağıdakinden daha doğru bir cümle olmadığı aşikâr.

AKP'nin Türkiye'ye maliyeti 45 yıldır.

Çözüm

Bana kalırsa, Dario Fo'nun ünlü tiyatro oyunundan hayli etkin bir seçenek üretilebilir:

- Non si paga! Non si paga! [Ödenmeyecek! Ödemiyoruz! (çev. Füsun Demirel)]

* Yazının tamamı için bkz. http://politeknik.org.tr/ak-balon-patlarken-turkiyenin-15-yillik-insaat-yatirimlari-uzerine-ragip-varol/



  Baraj Yıkılmazsa Bakın Neler Olacak...

  'Tamam Tamam'

  Oy Verirken Hatırla

  100 Soruda Seçim

  Sensiz Olmaz

  Sosyalistler ve Seçim

 Özgür Gökmen İstihbarat Seçimlerde İktidara mı Çalışıyormuş?

 Naim Dilmener Siyasetin Müziği / Müziğin Siyaseti: 90’lar

 Naim Dilmener Siyasetin Müziği / Müziğin Siyaseti: 80'ler

 Naim Dilmener Siyasetin Müziği/Müziğin Siyaseti: 70’ler

  Yatırımlar Bölgedekilere Teğet Geçiyor

  Önce Sandık Başına, Sonra Sandık Peşine

 Naim Dilmener Siyasetin Müziği/Müziğin Siyaseti: 60’lar

  Artarak Yoksullaşmaya, Güvencesiz Çalışmaya Devam

  Erdoğan'ın Seçim Gafları Rakiplerine Yarıyor

  Bi Bakar mısın? - Dolar Neden Yükseliyor?

  Bi Bakar mısın? - Hadi Gel Köyümüze Geri Dönelim

  Bi Bakar mısın? - En Yakışıklı Kim?

  Türkiye’de İslamcılar ve Laikler, Erdoğan’ı İndirebilmek için Güçlerini Birleştirdiler

  New York Times Demirtaş'ın Mektubunu Yayımladı

  Financial Times: Erdoğan Kürt Oylarını Engellemekle Suçlanıyor

  Kamyon Şoförünün Oğlu Erdoğan Karşıtı Muhalefeti Ateşliyor

  Seçimlerine İlgi Büyük

  Türkiye'de Muhalefet, Nihayet Birleşti

  Erdoğan'ın Kandil Taktiği

  Çocuk İstismarı Meşrulaştırılamaz

  Çocuklar Diyanet Kreşlerine Emanet

  Göstermelik Demokrasi

  Bi Bakar mısın? - Halterciden Müze Müdürü

  Bi Bakar mısın? - İş Görüşmesi

  Bi Bakar mısın? - Kandırıldık

  Bi Bakar mısın? - SON

 Naim Dilmener Siyasetin Müziği/Müziğin Siyaseti

  Eğitimde 16 Yıllık Tahribat

  Bi Bakar mısın? Hırsızlığın Büyüğü Küçüğü

  Bi Bakar mısın? Sıkıldık...

  16 Yılda Kamunun 10.958 Kurumu Satıldı

  Türkiye Bölgesel Eşitsizlikte Ön sıralarda

  Olağanüstü Haksızlık: LGBTİ + Etkinlik Yasakları

  Rakamlarla Türkiye'de Hak İhlalleri

 Doç. Dr. Murat Sevinç İşlemesi İmkânsız Bir Anayasal Sistem

 Prof. Dr. Baskın Oran 2011'e Kadar ve Bu Tarihten Sonra Türk Dış Politikası

  Depremden Kaçacak Yer Kalmadı

 Naim Dilmener Hadi Bakalım, Kolay Gelsin

 Av. Ümit Altaş Ben Bir Avukatım

  Türkiye'deki 4 Muhalefet Partisinin Umudu, Erdoğan'ın Önünü Kesmek

 Ragıp Varol Ak Balon Patlarken: Türkiye'nin 15 yılık İnşaat Yatırımları Üzerine

  Avrupa, Kendi İlkelerini Göz Ardı Etti

 Necmiye Alpay Toplumsal Gerçekliğin Dili

 Necmiye Alpay operasyon, algı operasyonu