16 Nisan değişiklikleri ile yeni Anayasa, 1921’den bugüne gelen Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yasama yetkisinin 'asli ve genel olması' ilkesinde açılan çok büyük bir gedik.

İşlemesi İmkânsız Bir Anayasal Sistem

Durum çok vahim. 16 Nisan 2017’de oylanan anayasa değişikliği, seçimi kazanan kim olursa olsun ‘yönetememeye’ neden olacak bir sistem yarattı. Daha da vahimi kazanırsa muhalefetin de bu anormalliği sevme ihtimali.

Doç. Dr. Murat Sevinç


16 Nisan 2017’de oylanan anayasa değişikliği, zaten sorunlu olan 1982 Anayasası’nı, içinden çıkılması güç çelişkiler barındıran, tahammül edilmez bir metne dönüştürdü.

Türkiye’deki anayasa tartışmalarının ‘genellikle’ lüzumsuz olduğunu ve ‘başka bir şey tartışılamasın’ diye yürütüldüğünü düşünüyorum. Daha doğrusu, düşünüyordum! Hayli zamandır anayasa tartışması, gerçek ve yakıcı sorunların üzerini örtmek ve anayasaya aykırılıkları meşrulaştırmak için bir araç haline getirildi ne yazık ki. ‘Eh canım bu kadar kötüyse bu anayasa, neden uyulsun ki!’

Oysa 1982 Anayasası’nın yarısından fazlası değiştirilmişti ve 16 Nisan öncesi haliyle dahi, derli toplu, özgürlükçü bir yorumla, nefes alınabilir bir anayasal düzen kurmak mümkün olabilirdi. Temel sorun anayasanın ‘metninden’ çok, anayasanın dışındaki hayattaydı, yorum ve uygulamadaydı.

Ancak 16 Nisan ardından bu iddiamı/varsayımı sürdürmek olanaksızlaştı. Önümüzdeki seçimle birlikte yürürlüğe girecek değişiklikler, artık mutlaka ya yeni bir anayasayı ya da kapsamlı bir anayasa değişikliğini gerekli kılıyor.

Söz konusu değişiklikler, seçimi kazanan kim olursa olsun ‘yönetememeye’ neden olacak bir sistem yarattı. Bu, bilinçli miydi yoksa her şeyi elde etme acelesi ve hırsının sonucu muydu, bilmek mümkün değil. Diyeceğim, bir ‘tek adam rejimi’ dahi, daha düzgün kurulabilirdi!

‘Bir Kişi’ Düşünülerek Yapılan Değişiklikler

Teknik sayılabilecek örneklere geçmeden önce, söz konusu metnin ilk büyük açmazının, ‘değişikliğin amacından’ kaynaklandığını söylemek gerek: Değişikliği yapan ve savunanlar, bunu ‘bir kişiyi’ düşünerek yaptılar. Seçimi Erdoğan kazanacak ve ‘hiç kuşkusuz’ TBMM’de çoğunluğu AKP elde edecek. Dolaysıyla, yasama ve yürütme ‘aynı’ siyasi eğilim ve partinin elinde olacak. Hedef bu. Güçler ayrılığından geriye ‘yargı’ kalıyor. Kalmasa da olur, ayrıca anlatmaya gerek yok sanırım!

Bura
 
dan iki sonuca varabiliriz: Tüm organlar bir elde toplandığında, bu rejimin adı bildiğimiz ve on yıllardır ulaşmaya çalıştığımız ‘demokrasi’ olmayacak. Eğer cumhurbaşkanı bir siyasi görüşten, TBMM çoğunluğu diğerinden olursa, bu kez de aralarındaki ‘çatışmayı’ engellemek mümkün değil. Dolayısıyla, cumhurbaşkanı seçimini kim kazanırsa kazansın, ‘anayasanın bu haliyle yönetememe sorunu’ yaşanacak.

Gelelim ilk seçeneğe; yani ‘tek adam sistemine’ yol açılması ‘güçlü’ ihtimaline. İşte bu durumda da, tek sorun ‘tek adam’ rejimi değil, tek adam rejiminin dahi ‘düzgün’ kurulamamış olması ve ardından yeni değişiklikler yapılması gerekliliğiyle karşılaşacağız!

Bu nedenle, anayasa değişikliğiyle ilgili sorun, yalnızca ‘tek adamlık’ özentisinin maddelere dökülmesi değil. Her şeyin karman çorman, anlaşılmaz hale getirilmesi; bırakılan boşluklar ve özensizlik nedeniyle yaşanacakların boyutu. Her iki kategorideki ilk göze çarpan anormallikleri, teknik tartışmalara girmeden şu şekilde özetlemek mümkün olabilir:

Başbakan ve Bakanlar Kurulu Yok

Değişikliğin doğal sonucu olup ‘aksaklık’ olarak tanımlanamayacak, ancak yüz yıllık bir gelenek ortadan kaldırıldığı için herkesin yadırgayacağı şeyler var. Örneğin yaşamımızda artık bir başbakan ve bakanlar kurulu olmaması gibi. Sanırım yeni bir sisteme geçtiğimizi, bu kavramları duymaz olduğumuzda daha açık fark edeceğiz. Yüz yıllık bir geleneğin bu denli rahatlıkla terk edilmesi, başlı başına bir anormallik.

Yukarıda da değindiğim gibi, 16 Nisan, liberal klasik demokratik sistemlerin temelindeki güçler ayrılığı ilkesini büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Parlamentolar varlıklarını, tarihsel olarak vergi salma ve bütçe yapma yetilerine borçludur. Dolayısıyla onları parlamento yapan, asıl olarak monarktan bağımsız oluşlarıdır. Oysa, değişikliklerle bir yandan parlamentonun ‘kamusal sorunların konuşulup tartışıldığı yer’ niteliği büyük zarar görü

Değişiklikle Cumhurbaşkanı "iki kez" seçilebilecek ancak ikinci döneminde TBMM erken seçim kararı alınırsa bir kez daha aday olabilecek. Yani 15 yıl cumhurbaşkanı olmak mümkün.

rken; diğer yandan bütçe yapma yetkisine ilişkin cumhurbaşkanının eli güçlendirilip kendi teklifini TBMM’ye kabul ettirecek tüm araçlarla donatılmasıyla, ‘varoluşunun’ en temel gerekçesi yok sayılıyor. Artık bütçe konusundaki ‘gerçek’ yetkili, TBMM değil, cumhurbaşkanı.

‘Erken seçim’ kararının zorlaştırılması, cumhurbaşkanının daha önce yalnızca yasaları ‘geri göndermeden’ ibaret olan yetkisinin ‘güçleştirici veto yetkisine’ yaklaşması ve bakanların sorumluluğunun cumhurbaşkanına karşı oluşu gibi değişiklikler de, yürütmeyi parlamento karşısında güçlendiren türden hamleler.

Değişikliğin yaratacağı diğer sarsıcı etki, cumhurbaşkanına verilen ‘kararname’ çıkarma yetkisinin varlığı. Her ne kadar kararnamelerin yasalarla çatıştığı yerde, yasa geçerli olacaksa da, yasa olmayan bir alanda kararname çıkarılabilecek oluşu, 1921’den bugüne gelen ‘TBMM’nin yasama yetkisinin ‘asli ve genel olması’ ilkesinde açılan çok büyük bir gedik. Kararname, bir nevi genel düzenleyici yetki konumuna getirilmiş durumda. Maddede yer alan (ve burada anılmayacak olan) bazı ifadeler, başkaca kafa karışıklıkları yaratmaya uygun.

Kim Bu Üst Kademe Kamu Görevlisi?

Değişikliğe göre cumhurbaşkanı artık ‘üst kademe kamu yöneticilerini’ atayacak. Oysa bu alanda, başta DMK olmak üzere pek çok yasa var. Ayrıca ‘üst kademe kamu yöneticileri’ ibaresinden ne anlamalıyız tam olarak? Atamalar için hangi nitelikler aranacak? Tüm nitelikleri cumhurbaşkanı mı belirleyecek? Bu yetki ile var olan mevzuat arasındaki çelişkiler nasıl ortadan kaldırılacak? Tümü belirsiz.

Şu ana dek ‘milli güvenliğin sağlanmasından TBMM’ye karşı sorumlu olan’ bakanlar kuruluydu. Şimdi? Cumhurbaşkanının bu konuda bir sorumluluğu var mı?

Değişiklikle cumhurbaşkanının cezai sorumluluğunun tespiti daha da güçleştirildi. Önerge verilmesi, soruşturma açılması ve Yüce Divan’a gönderilmesi için aranan çoğunluklar değiştirildiği gibi, kişinin görevi bittikten sonra yargılanabilmesi için de aynı hükümler geçerli. Dolayısıyla bir cumhurbaşkanını, parlamento çoğunluğu onay vermediği sürece, görevi bittikten sonra da yargılamak mümkün değil.

Cumhurbaşkanının ‘iki kez’ seçileceği hükme bağlanıyor. Buradan çıkan sonuç, en fazla on yıl görev yapabileceğidir. Ancak bir diğer maddede, eğer ikinci döneminde TBMM tarafından erken seçim kararı alınırsa cumhurbaşkanının bir kez daha aday olabileceği hükme bağlanmış. Demek ki, aynı insanın 15 yıl kadar cumhurbaşkanı olması mümkün.

Savaş Kararı Tek Adamda

Değişikliğin bir maddesinde cumhurbaşkanının TSK’nin kullanılmasına karar vereceğine, yer verilmiş. Bu ne demek? Savaş kararı alma yetkisi mi? Oysa Anayasa’nın bir başka maddesi, savaşa ancak TBMM’nin karar verebileceğini hükme bağlamıştır. Paralel bir yetki mi söz konusu? Asker kullanılmasına karar verme yetkisi, gerçekte kimin?

Cumhurbaşkanı, kendisine bakan ve yardımcı atayabilecek. Zorunluluk mu? Hayır. İsterse atayabilir, istemezse atamaz. Sayısını da kendisi belirleyecek. Peki cumhurbaşkanına hangi yardımcısı ‘vekalet’ edecek, belli mi? Hayır değil. Kura mı çekilecek, yazı tura mı atılacak?

Bunlar, yalnızca ‘bazı’ çelişkiler, boşluklar, özensizlikler. Diyeceğim, 16 Nisan değişikliği yalnızca tek adam rejimi kurmaya yönelmedi. Yanıtı olmayan boşluk ve özensizliklerle, kazanan kim olursa olsun yönetimi arap saçına çevirecek siyasal ve hukuksal çıkmazlara neden oldu.

Benzeri olmayan ve çok sorunlu bir hükümet sistemiyle karşı karşıyayız. Yerleşik anayasal geleneklerimiz terk edildiği gibi, yerine işleme ihtimali olan bir sistem getirilmiş değil. Anayasa uzun zamandır ‘askıda’ ve yerleştirilmeye çalışılacak yeni sistem, aslında yok. Durum çok vahim anlayacağınız ve sanırım daha da vahimi, eğer seçimi kazanırsa, muhalefetin de bu anormalliği ‘sevme’ ihtimali!

Oysa sevmemek ve bir an önce ayrılmayı başarmak, herkes açısından en doğrusu olur...



  Baraj Yıkılmazsa Bakın Neler Olacak...

  'Tamam Tamam'

  Oy Verirken Hatırla

  100 Soruda Seçim

  Sensiz Olmaz

  Sosyalistler ve Seçim

 Özgür Gökmen İstihbarat Seçimlerde İktidara mı Çalışıyormuş?

 Naim Dilmener Siyasetin Müziği / Müziğin Siyaseti: 90’lar

 Naim Dilmener Siyasetin Müziği / Müziğin Siyaseti: 80'ler

 Naim Dilmener Siyasetin Müziği/Müziğin Siyaseti: 70’ler

  Yatırımlar Bölgedekilere Teğet Geçiyor

  Önce Sandık Başına, Sonra Sandık Peşine

 Naim Dilmener Siyasetin Müziği/Müziğin Siyaseti: 60’lar

  Artarak Yoksullaşmaya, Güvencesiz Çalışmaya Devam

  Erdoğan'ın Seçim Gafları Rakiplerine Yarıyor

  Bi Bakar mısın? - Dolar Neden Yükseliyor?

  Bi Bakar mısın? - Hadi Gel Köyümüze Geri Dönelim

  Bi Bakar mısın? - En Yakışıklı Kim?

  Türkiye’de İslamcılar ve Laikler, Erdoğan’ı İndirebilmek için Güçlerini Birleştirdiler

  New York Times Demirtaş'ın Mektubunu Yayımladı

  Financial Times: Erdoğan Kürt Oylarını Engellemekle Suçlanıyor

  Kamyon Şoförünün Oğlu Erdoğan Karşıtı Muhalefeti Ateşliyor

  Seçimlerine İlgi Büyük

  Türkiye'de Muhalefet, Nihayet Birleşti

  Erdoğan'ın Kandil Taktiği

  Çocuk İstismarı Meşrulaştırılamaz

  Çocuklar Diyanet Kreşlerine Emanet

  Göstermelik Demokrasi

  Bi Bakar mısın? - Halterciden Müze Müdürü

  Bi Bakar mısın? - İş Görüşmesi

  Bi Bakar mısın? - Kandırıldık

  Bi Bakar mısın? - SON

 Naim Dilmener Siyasetin Müziği/Müziğin Siyaseti

  Eğitimde 16 Yıllık Tahribat

  Bi Bakar mısın? Hırsızlığın Büyüğü Küçüğü

  Bi Bakar mısın? Sıkıldık...

  16 Yılda Kamunun 10.958 Kurumu Satıldı

  Türkiye Bölgesel Eşitsizlikte Ön sıralarda

  Olağanüstü Haksızlık: LGBTİ + Etkinlik Yasakları

  Rakamlarla Türkiye'de Hak İhlalleri

 Doç. Dr. Murat Sevinç İşlemesi İmkânsız Bir Anayasal Sistem

 Prof. Dr. Baskın Oran 2011'e Kadar ve Bu Tarihten Sonra Türk Dış Politikası

  Depremden Kaçacak Yer Kalmadı

 Naim Dilmener Hadi Bakalım, Kolay Gelsin

 Av. Ümit Altaş Ben Bir Avukatım

  Türkiye'deki 4 Muhalefet Partisinin Umudu, Erdoğan'ın Önünü Kesmek

 Ragıp Varol Ak Balon Patlarken: Türkiye'nin 15 yılık İnşaat Yatırımları Üzerine

  Avrupa, Kendi İlkelerini Göz Ardı Etti

 Necmiye Alpay Toplumsal Gerçekliğin Dili

 Necmiye Alpay operasyon, algı operasyonu